|
KANATLILARDA MANTAR |
|
Mikroorganizmaların büyük bir bölümünü oluşturan mantarlar, kanatlılarda tek
başlarına hastalık oluşturabildikleri gibi, özellikle toksinleriyle de
etkili olmaktadırlar. Kanatlı hayvanlarda mantarlardan ileri gelen
hastalıklar fazla değildir. Ancak bu infeksiyonlardan ileri gelen ekonomik
kayıplarda önem taşımaktadır. Kanatlı hayvanlarda en fazla görülen mantar
hastalıkları aspergillosis, keklik (favus) ve moniliasis’tir. Bunlardan
başka kümes hijyeni yönünden önem taşıyan histoplasmosis ve cryptococosis’te
dikkati çeker. MANTAR İNFEKSİYONLARI Aspergillozis: Kanatlı hayvanlarda özellikle solunum yolunda bozukluklara neden olan bu hastalık, iç organlarda ve bazende beyinde önemli patolojik lezyonlar oluşturur. Etiyoloji: Hastalık etkeni, Aspergillus fumigastus’dur. Bazı olaylarda A.niger ve A.glaucus’unda infeksiyona katıldığı tesbit edilmiştir. A.fuligatus oda derecesinde ve 370C’de Czapek ve Saboorud Dextrose agar gibi özel besi yerleri kullanılarak üretilir. Katı besi yerlerinde önceleri yeşil-mavi renkte daha sonraları siyah renkte koloniler oluşturur. Bu kolinilerin görünümü siyah kadife gibidir. Marfolojik yapıları, konidiofor, vesiküller, sterigmata ve konidialardan oluşmuştur. Kolonilerden hazırlanan preparatlar Lacto-phenol-cotton blue ile boyanıp incelendiğinde konidiforların kısa vesiküllerin erlanmeyar şeklinde, sterigmata ve konidiaların yuvarlak olduğu görülür. Ayrıca, A.fumigatus de-neme hayvanlarında paraliz ve ölümlere yol açan toksinlerde salgılamaktadır. Epizootiyoloji: Aspergillus sporları her yerde yaygın olup, sağlıklı sürüler için sorun olmamaktadır. Genel olarak yetişkin kanatlılar hastalık etkenine direnç göstermelerine rağmen, gençler daha duyarlıdırlar. Hastalık en çok hindi ve tavuklarda görülür. Kuluçka sırasında veya kuluçkahanelerde infeksiyonu alan civcivlerde ölümler %10’a kadar yükselmektedir. Bulaşma, yem ve gıdaların uygun depolanmaması sonucu üreyen mantarların geliştirdikleri sporlarla olmaktadır. Mantar sporlarının solunum yolları, göz ve iç organlarda lezyonlar şekillenmektedir. Semptomlar: İnfekte hayvanlarda hastalığın derecesine göre, hırıltılı solunum, burun akıntısı, gözlerde yangısal reaksiyonlar, öksürük, tıksırık, iştahsızlık ve düşkünlük görülür. İnfeksi-yonun beyne ulaştığı durumlarda tortikollis ve sinirsel belirtilere de rastlanabilir. Ölen hayvanların otopsilerinde çeşitli irilikte sarı beyaz nodüllere rastlanır. Ayrıca, hava keseleri üzerinde mantar üremeleri görülebilir. İç organlarda da mantar misellerini mikroskopik bakıda görmek mümkündür. Teşhis 1- Klinik ve otopsi bulguları: Klinik ve otopsi bulguları ile kesin teşhis koymak hatalıdır. Hastalık tuberkulozis, CRD, infeksiyöz bronşitis laryngotracheitis, infeksiyöz koriza, kronik kolera gibi hastalıklarla karışmaktadır. 2- Laboratuvar muayeneleri Kesin teşhis için bakteriyoskopi yapılmalı ve alınan marazi maddelerden hazırlanan preparatlar laktofenol pamuk mavisi ile boyanarak mantar miselleri aranılır. Ayrıca alınan marazi maddelerden Sabouroud Dekstroz agar, Czapek besi yerlerine ekimler yapılarak mantar izolasyon ve identifikasyonuna çalışır. Sağaltım ve Korunma Mantar infeksiyonlarında kemoterapötikler etkisizdir. Hasta veya hastalıktan şüpheliler ayrılarak itlaf edilmeli, kümesler boşaltılarak fungisitlerle dezenfekte edilerek, hayvanlar yeni ve temiz kümeslere alınmalıdır. Ayrıca hayvanların usulüne göre yem verilmesine dikkat edilmeli ve gerekirse yemlere antifungal maddeler katılmalıdır. MONİLİAZİS Kanatlıların özellikle sindirim sisteminde görülen bir hastalık olup, moniliasis, iodiyosis veya kandidiasis diye adlandırılmaktadır. Etiyoloji Hastalık etkeni Candida albicans’dır. Sabouroud Dekstroz agarda 370C’de krem rengi koloniler meydana getiren etken, çeşitli karbonhidratları fermente ederek asit ve gaz oluşturur. Epizootiyoloji Kanatlı hayvanların normal barsak florasında bulunan etken, antibiyotik sağaltımından sonra bakteriyel dengenin bozulması sonu çoğalmaktadır. Ayrıca kurak mevsimler, kontamine su ve gıdaların alınması hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynarlar. Semptomlar Klinik belirtiler ayırıcı değildir. İştahsızlık, durgunluk, ishal, tüylerde kabarma başlıca görülebilen bozukluklardır. Patalojik lezyonlar genellikle ağız, yutak, yemek borusu ve kursakta görülür. Mukoza hiperemik ve ödemlidir. Yer yer ülserlerde oluşmuştur. Ayrıca barsaklarda mukoid bir enteritise de rastlanır. Lezyonlar gri beyaz renktedir. Teşhis Klinik ve özellikle otopsi bulguları teşhisi kolaylaştırır. Ayrıca mikolojik muayenelerin yapılması gerekmektedir. Sağaltım ve Korunma Hastalığın sağaltımı için 200 g/ton oranında yemlere mycostatin katılması veya sularına 1/2000 oranda bakır sülfat ilave edilmesi tedavide iyi sonuç vermektedir. Ayrıca hijyenik kurallara dikkat edilerek, özellikle uzun antibiyotik sağaltımlarından sonra bu infeksiyonun ortaya çıkabileceği unutulmamaladır. FAVUS Trichophyton meganini ve diğer mantarlardan ileri gelen ve kanatlı hayvanlarda görülen bir deri hastalığıdır. Kellik diye de isimlendirilen bu infeksiyon tavuklarda, ender olarak hindilerde ve kuşlarda görülmektedir. İnsanlarda ve diğer memeli hayvanlarda görüler trichophyton infeksiyonlarının benzeridir. MİKOTOKSİNLER ve MİKOTOKSİKOZİSLER Mikotoksinler, bazı patojenik mantar türleri tarafından salgılanan metabolizma ürünleri olup, bunları veya infekte yem ve besin maddelirini alan insan ve hayvanlarda çeşitli derecelerde toksikozislere (mikotoksikozis) neden olurlar. Pek çok mantar türü arasında sadece birkaçı tavuklarda hastalık oluşturmaktadır. Dane yemler, küspeler ve hayvansal unlar gibi maddeler mantar sporları ile kolayca kontamine olabilirler. Danelerin, özellikle hasat, harman kaldırma veya ögütme sırasında zedelenmeleri ve etraflarındaki koruyucu tabakanın parçalanması, küfle bulaşma şansını arttırır. Kendileri hastalık oluşturmayan, doğada serbest olarak yaşayan bazı mantar türleri, dane yemlerde yerleşip üremekte ve oluşturdukları toksinlerle tavuklarda zehirlenmelere yol açarak önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadırlar. Yemlerin, danelerin ve yiyeceklerin bulundurdukları yerlerin rutubetli, sıcak, karanlık veya loş olması küflerin üremesini hızlandırır. Hernekadar, toksik madde oluşturma genetik bir karakterse de, toksijenik mantarların üremesi ve toksin sentezleyebilmeleri için bazı özel koşullara gereksinim vardır. Mantarların üremesi için önemli olan nedenlerin başında rutubet gelir. Genellikle %50-60’ın üstündeki relafif rutubet mantarların üremesi ve gelişmesi için uygundur. Diğer önemli faktör ise ısıdır. Mantarlar 00 - 600C’ler arasında üreme yeteneğine sahiptirler. Optimal üreme için gerekli olan rutubet ve ısı dereceleri mantar türlerine göre değişmektedir. Ayrıca, mantarların üzerinde veya içinde ürediği substratın kimyasal yapısı ve pH’sı da üreme ve toksin sentezleme üzerine etkili olabilmektedir. Mikotoksinler, büyük bir çoğunlukla sindirim sisteminden girerler ve çok düşük miktarlarda bile (milyarda bir kısım, ppb veya milyonda bir kısım, ppm) hastalıklara ve ölümlere yol açabilirler. Toksin içeren sporların inhalasyonla alınması sonu mikotoksikozislerin oluştuğu klinik olgular oldukça nadirdir. Sindirim kanalına ulaşan toksinler kana geçerler ve bu yolla bütün organ ve dokulara yayılırlar. Bu sırada süt, yumurta ve ete de geçebilirler. ve hem bu gıdaların ekonomik değerini düşürerek ve hem de gıdaları tüketen hayvan ve insanlarda hastalık oluşturarak ekonomik ve sağlık yönünden büyük tehlikeleroluştururlar. Mikotoksinlerin kanatlı hayvanlar için öldürücü etkisi ilk olarak 1960 yılında ilgiltere’de ortaya çıkarılmıştır. Bu tarihte ingiltere’de hindi sürülerinde en az 100.000 hindinin ölümüne neden olan hastalık, önceleri nedeni saptanamadığı için “Hindi X hastalığı” olarak tanımlamış fakat, daha sonra yapılan araştırmalarla ölümleri, Breziyla’dan getirilerek yemlere katılan aftoksinle kontamine yer fıstığı küspelerinin neden olduğu anlaşılmıştır. Mikotoksikozisler bulaşıcı olmayıp sporadik olgular halinde görülürler. Ancak, kanatlı hayvanlar arasında toksin içeren gıdaların yenmesi sonucu çok sayıda toksikasyonlara rastlanabılır. Eldeki verilere göre, küflerin aşağıdaki tarzlarda toksin etkilerini oluşturdukları bilinmektedir. 1- Mikotoksin salgılamakla, 2- Yeme katılan maddelerin bileşimini, kalitesini bozarak, 3- Yemden istifadeyi azaltarak. Yapılan çalışmalarla, şimdiye kadar 250’den fazla mantar türünün mikotoksin oluşturduğu ve bunlar içinde 20 mikotoksinin insan ve hayvanlar için yüksek toksisiteye sahip olduğu açıklanmıştır. Kanatlılarda mikotoksikozis oluşturan mantar türleri ve bunların oluşturdukları mikotoksinler tabloda gösterilmiştir. Kanatlılarda mikotoksizokis oluşturan mantar türleri ve bunların sentezledikleri mikotoksinler Mantar Adı Mikotoksinin Adı Aspergillus flavus Aflatoksin Aspergillus parasiticus Aflatoksin Aspergillus ochraceus Okratoksin Fusarium tricinctum Trichothecane (T-2 toksini) Fusarium roseum Zeoralenone (F-2 toksini) Fusarium tricinctum Zearelenone Penicillium citrinum Citrinin Penicillium viridicatum Citrinin Stachybotrys alternans Stachybotryotoksin Yukarıda gösterilen mikotoksinler arasında kanatlılarda toksikozislere neden olanların başlıcaları aflatoksinler, T-2 toksin ve Ochratoksin’dir. Aflatoksinler Aflatoksinler, bir çok Aspergillus, Penicillium ve Rhizopus türü mantarlar tarafından sentezlenen mikotoksinlerdir. Bunların içinde de önemlileri A.flavus ve A.parasiticustur ve aflatoksin kelimesi, Aspergillus flavus’un A ve fla harflerinin birleşmesinden oluşmuştur. Bu toksinin ultraviolet ışığı altında gösterdiği fluoresans özelliğine göre, mavi (blue) fluoresans veren B1 ve B2; yeşil (green) fluoresans veren G1 ve G1olmak üzere 4 esas kamponenti vardır. Ayrıca, toksinin sütle dışarı çıkan süt toksinleri (milk toxin) M1ve M2 ve bunlardan başka B2a, G2a, P1, Q1 ve R0 gibi fraksiyonları da vardır. Aspergillus cinsine ait A.flavus mantarının yemler üzerinde salgıladığı toksinin (aflatoksin B1) hayvanlar tarafından az veya çok miktarlarda alınması ile aflatoksikozisler meydana gelir. Aflatoksinler protein metabolizmasında değişiklikler, gelişmede gerileme, damar ve doku bütünlüğünün bozulması, karaciğerde yağ birikimi ve dolayısıyla yağ oranının düşmesi, böbrek fonksiyonunun bozulması, vücut direncinin zayıflaması ve buna bağlı olarak başta tavuk kolerası, Marek, kanatlı tifosu ve koksidiyozis olmak üzere çeşitli infeksiyöz hastalıklara karşı aşırı duyarlılık, aşılamaların etkisiz kalması, otolitik enzimlerin aktivasyonu sonucu karkasın çabuk bozulması, serum karatenoidlerinin inaktivasyonu sonucu et ve yumurtadaki normal pigmentasyonun bozulması, verim düzeyinin düşmesi (yumurtada azalma, embriyonal ölümler) gibi bozukluklara neden olurlar. Akut aflatoksikozis olgularında tavuklar ve özellikle hindiler arasında fazla oranda ölümler meydana gelir. Hastalarda gelişememe, durgunluk, iştahsızlık, yumurta veriminde düşme, yumurtanın iç ve dış kalitesinde bozukluklar, kuluçkalanma yeteneğinde düşmeler, kan lekeli yumurta sayısında artmalar, hastalıklara karşı bağışıklık mekanizmasında bozulmalar ve baskılanmalar (immunsupresyon) görülebilir. Kimi olgularda bu belirtilerin bazıları görülür ve hayvanlarda yüksek oranda ölümler meydana gelir. Kronik aflatoksikozisde ise belirtiler gözden kaçabilir ve belirgin değildir. Ölümler ise çok az orandadır. Otopside, bacak, göğüs kaslarında ve iç organlarda kanamalar, karaciğerde büyüme ve nekroz odakları, yağlı ve sarımsı bir görünüm, çabuk parçalanabilir bir kıvam gözlenebilir. Dalak ve böbrekler büyümüş, bursa Fabricius hiperemik, küçülmüş ve barsaklarda hemorajik bir enterit tablosuna rastlanır. Bazı olgularda böbreklerde ürat kristalleri birikir. Hayvanlarda, kemiklerde zafiyet, kanın Ca ve P düzeylerinde düşmeler görülebilir. Aflatoksin et ve yumurtaya da geçebilir. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekir. Günlük rasyonlarda yapılacak bazı değişiklikler ile mikotoksin içeren yemlerin zararlı etkileri bir dereceye kadar önlebilir. Örneğin rasyondaki yağ oranı %2’den %16’ya, protein miktarını normale oranla %30 arttırmakla aflatoksinin zararlı etkileri azaltılır. Ayrıca Vit.D eksikliği ile aflatoksikozis arasında bir ilişki olduğu ve küflü yemlerle beslenen kanatlıların rasyonlarında yüksek oranda Vit.D bulunması gerektiği bilinmektedir. T-2 Toksin Fusariotoksin T-2 (Trichothecane), Fusarium tricintum tarafından sentezlenen bir metabolit olup “Alimenter Toksin Aluekia” (ATA) denen hastalığın etkeni olarak kabul edilmektedir. Broiler’lerin günlük rasyonlarına 1 ppm oranında katılan T-2 toksini ATA infeksiyonunda görülen tipik ağız lezyonlarını oluşturur. T-2 toksini çok tahriş edici olduğundan hayvanların ağız mukozasında, dil, damak, yutak, yemek borusunda şiddetli yangısel reaksiyonlar meydana getirir. Sonradan, buralarda nekrolik odaklar şekillenir. Buna bağlı olarak hayvanlar yeterli yem ve su alamazlar ve giderek zayıflarlar. Ayrıca, T-2 toksini yemden yararlanmayı azaltır. Yumurta üretiminde ve yumurta kalitesinde düşmelere ayrıca, civcivlerde anormal tüy oluşumuna da neden olur. Anormal tüyün meydana gelmesine T-2 toksininin ana besin maddeleri (protein, yağ, karbonhidrat) metabolizmasında meydana getirdiği değişikliklerin sebep olduğu ileri sürülmektedir. Bunun yanında, hasta hayvanlarda kalp ve iskelet kaslarında, mide, barsak, akciğer, sidik kesesi ve böbreklerde hemorajik bozukluklar meydana gelir. Diğer toksik etkileri arasbında ısı düşmesi, leukositosis, kan pıhtılaşması süresinde uzama ve kanda kolesterol düzeyinde yükselme oluşur. Otopside, lezyonlar daha ziyade ağız, damak, yutak, yemek borusu ve kursakta görülmekte olup buralarda çeşitli büyüklükte yara ve ülserlere rastlanabilir. F-2 Toksin Fusarium roseum tarafından sentezlenen F-2 toksini (Zearalenone), bir çok memeli hayvanda ürogenital sistem bozukluklarına neden olduğu halde, bu toksinin kanatlılarda ne gibi sorunlar oluşturduğu bugüne kadar kesin olarak saptanamamıştır. Fusarium roseum ile %40 oranında kontamine olmuş mısırla beslenen hindilerde kanatların şiştiği, kloaka prolapsusunun ve bursa Fabricius hipertrofisinin şekillendiği ortaya konulmuştur. Okratoksin Okratoksinler, Aspergillus ochraceus türü mantarlar tarafından sentezlenen metabolizma ürünleridir. Okratoksinin 3 ayrı türü bulunmaktadır. Bunlar okratoksin A,B,-C’dir En etkili olanı okratoksin A’dır Okratoksinin az miktarda alınması hayvanlarda gelişmeme, zayıflama ve verim düşüklüklerine neden olurken, fazla miktarları ölümlere neden olur.(akut okratoksikozis). Okratoksinler bilhassa civciv ve broiler piliçler üzerinde toksik etkiye sahiptirler. Deneysel çalışmalarda, okratoksin zehirlenmelerinin civcivlerde oluşturduğu patolojik bozukluklar şöyledir; gelişmede yavaşlama, böbrek, kalp, dalak ve karaciğerde ürik asit birikimleri, leukopenia ve hematokrit değerlerinde düşmedir. Okratoksin, bilinen mikotoksinler içinde civcivler için en yüksek toksin etkiye sahip olanıdır. Tavuklarda doza bağlı olarak yumurta ve civciv üretiminde düşüş meydana gelir. Rasyona 4 ppm oranında okratoksin katılması yumurtanın tamamen durmasına neden olur. Otopside, böbrek, dalak ve karaciğerde büyümeler, nekrotik odaklar, barsakta hemorajik enterite rastlanabilir. Bursa Fabricius’ta oluşan bozukluklar sonucu hayvanlarda immunsupresyon, bazı olgularda da visseral gut hastalığı meydana gelebilir. Citrinin Penicillium citrinum ve Penicillium viridicatum türü mantarlar tarafından sentezlenen bir mikotoksindir. Citrinin zehirlenmesinde kanatlılarda patolojik bozuklukların oluştuğu organ böbreklerdir. Ayrıca, su tüketiminde artışa neden olduğu ve etiyolojisi saptanamayan ishaller oluşturduğu da bildirilmektedir. Rubratoksin Rubratoksin, P,rubrum ve P.purpurogenum tarafından sentezlenen bir mikotoksindir. Rubrotoksinin başlıca iki türü bulunmaktadır. Bunlar da Rubratoksin-A ve B’dir. Rubratoksikozisin hayvanlardaki etkisi okratoksikozis’e benzer. Mikotoksikozis’lerin teşhisi Klinik ve otopsi bulgularına göre mikotoksikozisleri tanımlamak oldukça zordur. Aflatoksikozis ve okratoksikozis tavuk kolerası, K vitamin noksanlığı, Newcastle, zehirlenmeler, Gumboro gibi bir çok hastalıkla karışabilir. Kronik mikotoksikozis olguları da her zaman için gözden kaçabilmektedir. Kesin teşhis için, laboratuvara hasta, ölü hayvanlarla birlikte şüpheli yem örnekleri gönderilir. Hayvanların klinik ve otopsi bulguları dikkatlice incelenir. Organlardan histopatolojik muayeneler yapılır. Yemler, mikolojik ve mikotoksikozis yönlerinden incelenir. ve gerekirse civciv veya hinde yavrularında yedirme denemesi yapılır. Sağaltım ve Korunma Mikotoksikozislerin kemoterapötik maddelerle sağaltımı yapılamaz. Hasta ve şüpheli hayvanlar derhal ayrılarak, durumları ağır ise itlaf edilirler. Sağlam hayvanların yemleri derhal değiştirilir. Temiz ve küfsüz yemler verilir. Yemlerin uygun olarak depolanmasına ve muhafaza edilmesine özen gösterilir. Yemlere antifungal maddeler katılmalıdır. Rasyonlar protein, vitamin ve mineral maddeler yönünden zenginleştirilmelidir. Hasta hayvanların et ve yumurtalarına da aflatoksin geçtiğinden, böyle hayvanların et ve yumurtaları imha edilmelidir. Etkili bir sağaltımı olmadığı için, korunma oldukça önemlidir. Korunma ve kontrolde en etkili yöntem mikotoksin oluşumunu ve yemlerde oluşmuş mikotoksinlerin tüketiminin engellenmesidir. Mikotoksin oluşumunun engellenmesi, toksin oluşumu için gerekli koşulların biraraya gelmesini önlemekle mümkündür. Mikotoksin oluşumu için gerekli olan çevre koşulları, kontrol altında tutabileceğimiz faktörlerdir. Çevre koşullarının ilki rutubettir. Mantarların üreyebilmeleri için ortamda %20-21 düzeyinde rutubet bulunması gerekmektedir. Üreme için optimal olan rutubet herzaman için toksin üretimi için de optimal olmayabilir. Mantarların, toksin üretimi için %50-60 relatif rutubete ihtiyaç duyarlar. Ancak, bu sınırların dışında da toksin %12’ye indirilmiş olan danelerde mantar üremesi, dolayısıyla mikotoksin oluşması imkansız olmaktadır. Çevre koşullarının diğerleri ısı ve zaman faktörleridir. Üreyebilme ve mikotoksin sentezleyebilme için gerekli olan optimal ısı dereceleri mantar türlerine göre farklılıklar göstermektedir. Dane yemlerin ve hazırlanmış yemlerin rutubetsiz ve düşük ısıda depolamalırı mantar üremesini engellemektedir. Ayrıc, depolama süresinin kısa tutulması da önleyici olmaktadır. Kontamine olmuş yemlerin mutlaka tüketilme zorunluluğu varsa, bu yemlerin mümkün olduğu kadar çok miktarda normal yemle karıştırılarak verilmesi gerekir. Böylece yemdeki mikotoksin etkisi azaltılabilir. Mikotoksikozis görüldüğü zaman yemlerin değiştirilmesi, yemlere vitamin ilave edilmesi ve rasyonda yağların azaltılması önerilmektedir. Mikotoksikozis görülen sürülerde hijyen ve bakıma büyük önem verilmelidir. Hayvanlara temiz su, kuru altlık, uygun havalandırma ve bol temiz gıda sağlanmalıdır. Yemlere koruyucu maddeler de katılabilir. Bu amaçla en fazla propiyonik asit kullanılmaktadır. Asetik asit ve formik asit daha az etkili bulunmuştur fakat, propiyonik asitle birlikte kullanıldığında sinergetik etki gösterdiği bildirilmiştir.
|